Bir damla zaman düştü avuçlarıma,
Mor bir hüznün sınırında
—Denizler çekildi gözlerimden—
Seni düşündüm;
Yıldızları kırık bir çocuk masalı gibi.
Kalbim bir sarmaşık şimdi,
Karanlığın duvarlarında çoğalıyor,
Her yaprak bir soru:
"İnsan, uçurumunda kendi göğünü
Nasıl örer?"
Yıldızlar sustu, yaralar konuştu...
Senin tenin bir manifesto,
İsyanın alfabesi sıcaklığında;
Her dokunuş bir devrim:
"Yaşamak, kırık bir şiirin
Mısralarını yeniden yazmaktır!" dedin.
Zamanın celladına inat,
Gülüşünle ısıttın karları…
Biz ki,
Küllerinden doğan bahçeleriz;
Köklerimiz yasaklı kitaplarda,
Tomurcuklarımız sokakların dilinde.
Gecenin tuzlu sularında
—Bir balık gibi—
Özgürlüğün ışığını arıyoruz.
Bir çocuk gibi büyüdü acılarımız,
Aynı gökyüzünde farklı mevsimlerle.
"İnsan, yalnızca sevdiği kadar var olur,"
Diyordu şair…
Bizse, yokluğun kıyısında
Bir ay ışığı biriktirdik avuç avuç.
Belki bir gün bu şarkıyı duyan,
Denizlerin dilinde bulur hikayemizi;
Kavgamın turnası kanat çırpar
Yarının umuduna,
Bizse,
Kırık bir aynada
—Zamanın sırlarını sayıklarken—
"Yaşamak, direnmektir!" diye haykırırız…
Vuslat Aktepe
.webp)